Sözüm ona insaniyetimizin izin vereceği af en fazla ne kadar merhamet barındırabilir içinde?
Evimizi soyan bir hırsızı affedebilir miyiz? Yahut bir yakınımızı öldüren bir katili? Ya da canımıza kasteden birini affedebilir miyiz?
Ne kadar merhamet barınabilir içimizde?
Sırf bizden sonrakiler barış içinde yaşasınlar diye tüm intikam heveslerimizden feragat edebilir miyiz?
17 bin faili mechulu unutacak kadar merhametli miyiz? Sırf bir ırk mensubu olduğu için öldürülen insanların intikamını alma onurundan vazgeçebilir miyiz?
En basitinden, haksız yere terk edildiğimizde, gidenin arkasından ki tutma hakkımızı bir başka sevgiye değişbilir miyiz? Nefret yükünü yere bırakıp, hafifliğimizi sorumluluk almak için kullanabilir miyiz?
Kin tutmak yerine daha güzeline ulaşmak için harcayabilir miyiz enerjimizi? Hasedin ayağımıza vurduğu prangaları çözebilir miyiz?
(...)
Her şeye baştan başlamanın şevki için tüm başımıza gelenleri unutup kendimizi affedebilir miyiz? Hatıralarımızı haset ocağı olmaktan çıkarıp yeni güzelliklere yer açabilir miyiz?
Yeni ve güzel olan için kin tutma hakkımızı kullanmasak olmaz mı?
Ya peki, tüm yaptıklarımız için özür dileyebilir miyiz?
Affedilmeyi talep edebilir miyiz?
Hatamızı kabul edip, o hataların sebep olduğu hasarı tamire çalışabilir miyiz?
İnşa zor, yıkmanın kolaylığının cazibesi malum. Peki, zor olana talip olup kendimizi yıkıp, güzeli inşa tercihi bu kadar zor mu?
(...)
Her gün inşa ettiklerimizi yıkmak için yeni bir silah edilirken, bir nefes alıp herkesi affediyorum ve herkesten affımı istiyorum, demek neden bu kadar zor? Görmüyor muyuz, kin ve nefret yükü altında insanlığımız eziliyor. Üretkenliğimiz köreliyor, gittikçe daha tüketici birer canlı oluyoruz. Kendimizi tüketmeye başlayalı çok olmuş...
Artı değer üretmeye son verdiğimizden beri sermayeden yiyoruz, hazıra dağ dayanmaz. Bilmiyor muyuz, medeniyet dediğimiz birikimi, insaniyetimizden verdiğimiz her tavizle biraz daha çürütüyoruz.
(…)
Affetmek neden bu kadar zor?
SUS Dergi gençlerin çıkardığı bir dergi... Gençlerin hakkı değil mi sormak? Neden politik olma hakkımızı “toplum mühendisliği” deneylerinize feda ettiniz? Yahut: Nasıl bize rağmen biz için karar verebilirsiniz? Ya da: Hangi hakla zorbalığı bu ülkede gelenek haline getirdiniz?
Cevaplar tatmin edici değil. Hatta bazen yoklar. Ya peki biz ne yapacağız? Karşı devrim hevesi midir bizi tatmin edecek olan?
Ya da affetmenin huzurunda geleceğimize konan ipotekleri kaldırmak mı? Cevap basit.
Affediyoruz, geçmişin hesabı peşinde koşacak enerjimiz yok. Geleceğimiz o denli parlak ki, geçmişin kesavetine dönüp bakacak vaktimiz yok, koşmalıyız, tüm gücümüzle. Gelecek, hürriyetimizi barındırıyor. Hürriyetimiz, insaniyetimizin mükafatı...
Büyüklerimiz kusura bakmasın, yaşıtlarımızdan ve küçüklerimizden affımızı diliyoruz.
Büyüklerin kusurlarının bedelini kimsede aramıyoruz: Affediyoruz.
Daha güzel bir gelecek için, özgürlüğümüz için...